18 Ocak 2010 Pazartesi

Bazı masalların olmaz okuyucusu
Ve bu sonuncusu kaçışımın
Buradayım çoban yıldızı
işte tam burada
Kurtaracağım seni boynundaki ipten
Gökyüzüne koyacağım usulca
Meraklanma...

04 Ocak 2010 Pazartesi

Sobe!


Pamuk gibi inen kar taneleri... Çocukluğumdan beri aklıma kazınmış "eğer birbirlerine değselerdi, koskocaman bir kar topu olurdu" düşüncesi... Sinema filmlerinden kareler...

"Pencereden kar geliyor, Karlar düşer..." ve bilumum karla ilgili şarkı...

Kar yediğimde dilimin ucundaki erime hissi... Soğuktan donan ellerimi sıcağa dayadığımda yanması... Saymaya üşendiğim kadar çok şapkam... Birçoğunun kalp almaz güzelliğine rağmen, yaz kokusu duymam derinlerden...

Selam sana güzel kar tanesi

bütün pürüzleri örteceksin

ama sen gittiğinde

çamur olacak

ve yine kalacak

ardında bıraktığın

tüm kargaşa

sağıma

ve soluma

ama bak

ben seni baştan sobeledim

şimdi istediğin kadar yağabilirsin!
bir dağ çiçeği gibi yakın olmak.

31 Aralık 2009 Perşembe

değişik!

değişik!
...
yaz kokusu duymak kışın ortasında bile (!)

23 Aralık 2009 Çarşamba

tanımak!

neden hep kirletir aşkı sahibi
onu sahip yapmışken
sizde kalan kısmı köle sanki
ve bitmek bilmeyen derin karanlık bir yargılama süreci
saçları mı
elleri mi olur darağacı
dar gelen vücudunuza
yoksa bir başkası mı
başlar dolaşmaya
tanımak
ne kadar sinsi bir kelime
oldu zannettiğiniz anda
gizli bir pusudan fırlatır oklarını
hayat bu
nerde kan revan içinde kalır
belli mi olur?

17 Aralık 2009 Perşembe

iki şey

Dün kendime "düşünmek" fiilini seçmiştim. Öncesiz ve sonrasız. Önceyi ve sonrayı düşünmek ya da herhangi bir şeyi, serbest...
Bugünkü fiil "yenilenmek" düşündüğün yerden başlamak serbest...

01 Aralık 2009 Salı

ustaya veda...

bugün bir blogta gördüm şiirini...içim bir tuhaf oldu. bir türlü gelmeyen kış, geldi oturdu kalbimin ortasına...
ikibindokuzkasımotuz
ustaya veda...

kendi kaleminden:

parmağıyla ilkokul çantama tık tık diye vurur
cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam
küçük bir askerdim ben de
siyah önlüğümün içinde bembeyaz bir yürek
dökülürdüm yollara hava soğuktu okulum uzak
bir avucumda közde pişmiş sıcacık bir patates
hem beslenmeliyim hem üşümesin diye elim
değiştirirdim ara sıra çantamla patatesi
dikkat ederek çantama
cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam
babamın bilmediği bir şey vardı
her sabah çantamın içine bir gün doğar
ortasından ekvator geçer
ve masmavi gökyüzünde çantamın
güneyden kuzeye göçmen kuşlar uçardı
gülün bakalım bıyık altından şimdi siz
söylesem inanmayacaksınız
siz uyurken çantamın içinde Atatürk Samsun'a çıkardı
ve bilirdi yedi kere sekizin kırk iki olduğunu
bilmeseydi eğer bandırma vapuru Sinop Burnu'na çarpardı
ben bir türlü bilemedim aram hiç iyi olmadı hesap kitapla
nohut ve fasulyeden bir abaküsüm vardı
hesabını hâlâ verebilmiş değilim hayata
iyi şiir okurdum ama iyi resim yapardım
eyvah dediler bu çocuk adam olmaz
yazık oldu çantaya
cevizdendi inegöl işiydi...

Ahmet Uluçay

10 Kasım 2009 Salı

papatya..

bir demet papatya masamda.. içten bir dost selamı.. o kadar şeffaf ki şaşırmıyoruz artık tevafuklara.. kavanozda bir demet papatya, üstünde yazan geleneksel vişne reçeline inat!

06 Kasım 2009 Cuma

itiraf..

zillere bastık haylazca
ruhunun camlarını kırdık kaçtık
yaktık bütün fotoğrafları
evet evet
yeniden başladık
çok zaman önce!

02 Kasım 2009 Pazartesi

film!

biliyor musun birileri var orada
hepsinin kalbinde taşıdığı bir gökyüzü
kimi sadece yakamozları süpürmekte
kimi güneşin doğmasını beklemekte

iki insan birlikte gökyüzünü görmeyi
hiç mi hak etmedi
üçüncü insan bir yıldız olup kayarken
dördüncü insan onu tutmaya çalışsa
ya da bencilce tutsa bir dileği
herkes yalnız bir taş mı yoksa
azami hızla düşen arza

ne yani
inanmıyor musun aşka
şimdi kimse birbirinin filminde oynamadı diyebilir misin bana
...

06 Ekim 2009 Salı

önsöz(ün)

bir kitabın içinde buldum seni
aya en yakın yıldızın yalnızlık ve parlaklığında
uzandım, aldım ta oradan
kimseler görmedi aslında
en büyük kötülüğü yaptım kendime
saklamadım seni
iki zümrüdün tam içine yerleştirdim
göz bebeğine
...

03 Ekim 2009 Cumartesi

" "

hiç veda etmeden günleri doldurmuşum cebime
geleceğim ama biliyorum gün gibi
şimdilik "hala gelmeyen mektubunu buruşturup avucumda"
sonra öpüp kalbime bastırıyorum...
....
...

(" Piraye/ Nazım ")

10 Eylül 2009 Perşembe

keşke..

hem kanı deli olanlar gibi romantik gelirdi yağmur
hem küçük çocuklar gibi heyecanlı damla damla
kocaman sular hayal edecek kadar büyük değildim ama
kocaman adamlar kadar bencilmişim yağmur
keşke sadece arap kızı baksaydı camdan
o kadar masum olsadı keşke insanlar..

08 Eylül 2009 Salı

tamamlanmış bir yaz'ı...

Birisi bir söz söylerdi
Birisi çekmişti ellerini çünkü ellerinden
Söylediği söz müydü
Kalbini yakan kor olup da
Yoksa başka başka mıydı
Perde gibi açılırken gizleri

Bir zamanlar bildiğini sandığı şeyler
Şimdi can yakan bir hayal miydi
Uzaktaydı duvardaki şiiri yazan eller
Eller gibi uzaktı sesi, gülümsemesi
Yine de dost derdi
Dost diye sarılırken nicesine(!)
Kimi su gibi akıp giderdi işte

Bazen savaşamayacak kadar kırgın olur ya kalp
Belki de öyle…
Varlığını bile bilmediğin bir yaranın kanamaya başlaması gibi(!) aniden
Yine de vakur olmalı hayat dediğin
Her şeye rağmen...

07 Eylül 2009 Pazartesi

Candan'ın şarkısından sonuçlar..

birisi bana, birine kahraman demek ya da birini kahraman yapmak karşındakine büyük bir anlam yüklemek,sorumluluk vermek ve bencilce davranmaktır demişti.ne kadar da doğru.. belki kimse kimsenin kahramanı olmamalı dedim ondan sonra.. ya da zorla kahraman ilan edilmemeli birileri..kahramanlık gösteren kahramandır zaten."o" kahramandır zaten, sen kahraman kılmazsın onu.çocukluğumda annem kahramanımdı, büyüdükçe dünyada aramaya başladım onu, sonra filmlere kitaplara sardım, sonra baktım kendimmişim kahramanım.. herkes öncelikle kendi hayatının kahramanı olmalı bunu öğretti tüm gidenler.. benim gittiklerim de belki de sırf bunun içindi..kimbilir? ben şimdi ne kadar konuşuyorsam daha da fazlasını içimden konuşuyorum..mucizeler mi? onlara her zamankinden daha fazla inanıyorum ve bekliyorum..

01 Eylül 2009 Salı

Eylül gel-leri...

yağmur sesinin aynı böyle olduğunu düşündüğüm, uzak çok uzak bir yerler gibi hem yabancı hem tam içteki insanlar gibi özlediğim, acımasız zamanlar oluyor şehrini...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

ödül ve mim...


Blogumda sana bir sürpriz var yazmıştı aydaşım Ay Kopuğu (Köpüğü) http://ayayli.blogspot.com/

İşte o an anladım mimlendiğimi.. Önceden çok okumuştum blogunda mimlenenleri..Bazıları çok zor oluyor cidden ki ben yazılarımda direkt kendimle ilgili şeyleri pek yazmam ama bu sefer başıma gelen bu ilk mimi heyecanla yazacağım sanırım=) Aaa bir de ödül varmış sanırım pek severim, hemen ekleyeyim onu da..
Sıra geldi mimeeee...
işte kendimle ilgili ilginç yedi şey:
_ Nutella yedikten sonra zeytin yerim
_Sol ayakkabımın bağı hep gevşek olur
_Kedilerden çokkk korkarım
_Kara kedi görünce, kuş görene kadar çaktırmadan saçımı tutarım
_6 aylık doğmama yorarım çokk sabırsızım
_Saat tik takı duyduğumda, kapı açık olduğunda uyuyamam
_ A Lot Like Love filmine takıntım vardır aklıma geldikçe izlerim
ben de bu zorlu görevi,
sevgili Hello Sanşayn, http://brcygmr.blogspot.com/
sevgili Kabuğundaki Pınar, http://pinargvn.blogspot.com/
bir de sevgili Keçi Ezgisi, http://mertcanc.blogspot.com/
size gönderiyorum.. Ödülünüzü de almayı unutmayın arkadaşlar..
=)
Ay Köpüğü'ne(Kopuğu) sevgimle=))

20 Ağustos 2009 Perşembe

iyimser bir yazı..

çiçeklerini hiç göremediğim (belki de çiçekleri hiç olmayan) ama kokusunu çok sevdiğim bir ağaç tanıyorum(!)
ablam bugün bana dünyadaki en güzel koku insanın yavrusunun kokusudur dedi.. bu durumda bir ağaca fazlaca anlam yüklemiş oluyorum sanırım.. neyse=) anne olunca anlarım herhalde..
içinde bir şeylerin umudunu taşımak güzel, temizlik yapmak, dört tane çikolatayı ard arda yemek, saçlarını toplayabilmek, saçlarının olduğuna şükredebilmek, plan yapmak, bir bebeğe mama yedirmek, önceden hiç dinlemediğin bir şarkıyı dinlemek, düşünmek, bir hayatın içine açık bir pencereden girer gibi girmek, sonra o tıkış pıkış girdiğin pencerenin kocaman bir han kapısı olduğunu görebilmek, güzel...
telefonunuzu açtığınızda bir karşılama mesajınız var mı sizin de? neredeyse dokuz senedir telefonum ve de neredeyse hiç değişmeyen bir karşılama mesajım var benim...
" her şey güzel olacak..."


bilmem, belki de biraz iyimserim;)

14 Ağustos 2009 Cuma

kelimelerden bazısı...

kelimeler en çok dilin ucuna gelirmiş,
kilit üstüne kilit vurduğunda sabır,
orada öylece dikiliverirmiş,
kocaman bir kalp tarlasında,
korkusuz bir korkuluk gibiymiş .

bir salıncak kurup hızlıca,
sallanırmış hatta
bir o yanaa
bir bu yanaa
gider gelirmiş usulca...
koca bir lokma gibi sonra,
ağzın içinde durunca
sevgi olur,kırık olur, özür olur kalırmış
ne acı ki hazır yutkunmaya...

09 Ağustos 2009 Pazar

ala...

cisimler, renkler, kokular birbirine karışmakta
tenler uzakta.. ölüm değil hayat ayırmakta..
erimekte güneş altında bir buz gibi kaypak gizler,
kelimeler yaydan çıkan bir ok kadar acımasız,
can yakmakta...

02 Ağustos 2009 Pazar

rüzgara kapılması gereken şeyler...

Bilgisayarın ekranına yansımam vuruyor.
Gözlerimin altı olduğundan daha çökük sanki.
Her şey üst üste yabancı kılıyor beni.
Gözlerimin rengi belli değil.
Bakışlarım anlamını yitiriyor.
Sana bir iki satır yazasım var.
Bilsem ki hamlığını ilk durakta bırakmışsın,
sana bir iki satır yazasım var.
Kelimelerle öpüp kalbinden
Hızla kaçasım var…
Sadece yapmak için yapasım var bunu.
Altında derin anlamlar gütmeden…
Sonucunu düşünmeden,
nedenine zihnimde bir anlam yüklemeden…
Seni içimdeki mezarlığa gömmeden az önce
Senden gidesim var…
İçindeki bütün kırıntıları süpürüp atmak istiyorum.
Sende benden hiçbir şey kalmasın istiyorum.
Yeni bir hayata başla…
Uzakta,
Çok uzakta…
Başka bir gözün içinde kaybolurken,
Başka bir göğün altında öperken bir alnı,
Yolunda yeni serüvenler…
Hadi…
Geç kalma…
Yeni bir hayata…

11 Temmuz 2009 Cumartesi

geri sayım...

ben üfleyeceğim ve sönecek mumlar... her zamanki gibi acı bir tat yapışacak boğazıma ama gülümseyeceğim inatla...
benden başka kimse almayacak o tadı... benden başka kimse anlamayacak beni yine...
21 yaş... artık başladı 20'nin koluna girmeye rakamlar... hala hafif çekingen...sanki bir yabancının kolunda uzun bir yolu yürür gibi...
(okuduğum hafif serseri kadın yazar, bizim doğumumuzu anlatırken aslında henüz doğmadığımızı da söyler...
dünyanın bize hamile olduğunu...ne de güzel anlatmıştır...(belki de o yüzden o kadar geniştir karın bölgesi... ) )
dünya beni doğurduğunda, yan odada da senin doğmuş olmanı isterim...
ben bir sokak çocuğunu öperken yanağından, gelmiş olmalı sancısı...
doğar doğmaz sana anlatmak isterim, onun gözlerindeki uzak "Diyar"ı...

12 Temmuz 2009
Dünya'nın rahmine düştüm belki de...

30 Haziran 2009 Salı

Kalbimin Gündeminden...

Hayatın ne kadar zor olduğunu düşündüğüm günlerdi... hele ki saygı kazanmak mı?
Çok zor...
Küçücük de olsa bir yere sahip olmanın bir kalpte, ya da anlık da olsa bir tebessüme yüzde...
Zordu...
Yelkovanın akreple öpüştüğü her anın bu kadar değerli ve anlamlı olduğunu ve bunun iş yerindeyken iki gün boyunca on iki kez dört gün boyunca da sekiz kez gerçekleşmesi için her an gözümün onlara kaydığı ve mahremiyetlerini istemeden ihlal edip, ömrümden geçtiğini unutarak sevindiğim anlar...
Başımın altındaki yastığın en özlediğim dostlarımdan biri olduğunu anladığım...
Nadiren geçip gittiğim o havadar ve havalı alışveriş merkezinin tam göbeğinde ama en sevimli mağazasında çalıştığım...
her sabah geçerken kitabevinin camından yazarları selamladığım, sonra mağazaya girip spiderman, ben10, barbie, polly, piglet ve bilumum oyuncaklarla konuştuğum, oynadığım, alınanları süsleyip yeni sahiplerine uğurladığım, boş anlarda scootera binip dünyay(m)ı dolaştığım...
henüz 18 günümü doldurmuşken ve ilk günlerde bir daha gitmeme planları yapıp, iki senedir ayağımı bile sokamadığım denizi, mavi bir leğene buz gibi su doldurup ayaklarım için ayağıma getirmişken,
evet...
ne işim var diyesim geliyor bazen...
ama bir işim var...
kendi irademle, şanslı yanımla bulduğum bir işim var benim...
uzakdoğu sporları halt etmiş,( tecrübeyle kısmen sabittir ) sabrı öğrenip ruhumu dizginlemekteyim...


Temmuz'u selamlamak üzereyken, Haziran'da son kez öpüşecek yelkovan ile akrep...
bu sefer gözlerimi kapatacağım küçük bir çocuk gibi söz...
=))

(yazının bir kısmını mağazadaki boş bir andan faydalanarak yazmaya kalkışan ben, gelen müşteriyi birkaç dakika sonra farkedince adeta canavar görmüş edasıyla irkildim. "hiiiiii.."
diye çıkan sesimin ardından müşteri kendini çok kötü hissedip, su içmem konusunda beni ikna etmeye çalıştı. kızarmış yanaklarım ve ayaklarımın altındaki magma eşliğinde kendimi toparladım... o kadar utandım ki defalarca özür diledim. özürlerden biri de unuttuğum taksit içindi :) )

24 Haziran 2009 Çarşamba

senden kalan küçük notlar...

sen doğmadan yazmak istedim
sen ölmeden yazmak...
yaklaşan günler
yalan günler biliyorum
...
Nuh tufanında
kalabalık ve yalnızken hayat
sen,
hem taa içindesin gözlerimin
etin kanın ötesinde hem taa uzaklarda
aynamın aksinde
...
ve artık gözümün ucunda değil
gönlümün derininde yaşsın
dudağımdaki kıvrım hatıran
bırak o benimle yaşasın..